Kitapçıdan Çıkabilmek Ön Yargı Gerektirir

Ön yargının kıymeti bilinmiyor. Ön yargı gereğinden fazla öcüleştiriliyor. Kişisel gelişimciler, sevgi pıtırcıkları, hikmetli hikaye taraftarları ön yargının aleyhinde beynimizi şişiriyorlar. Bütün düşüncelerimizin, bütün inançlarımızın yanlış olduğuna; aslında hiç bir şey bilmediğimize dair zehirli bir kanaat zerk ediliyor damarlarımıza. Hiç bir şey bilmeyince de piyasa bilgelerinin öğretilerine açık hale geliyoruz.

Sevdiğimiz yazarları belirlemek için yazılmış bütün kitapları okuyamayız. Bir şehirdeki arkadaşlarımızı seçmek için şehirdeki herkesle tanışamayız. Kime oy vereceğimize karar vermek için tüm siyasetçileri dinleyemeyiz. Ne zaman ne de kafa yeter. Tüm inançları incelemek ise -Allah korusun!- inançsızlığa da götürebilir!

Ön yargılar bir insanın o güne gelene kadar biriktirdiği bütün deneyimlerin, eğitimlerin, inançların, kanaatlerin toplamıdır. Eğer bunları çıkarırsanız geriye ne kalır ki? Her karardan önce kafayı boşaltıp tabula rasa’ya dönüştürmek olacak iş değil.

Önemli olan ön yargılarımızın esiri olmamaktır. Aldığımız tüm kararlarda baş danışman ve vezirimiz olan ön yargıyı olumsuz çağrışımlarla boğmak yerine kıymetini bilmeliyiz. Bir kitapçıda gezinirken ön yargılarımız en yakın dostlarımızdır. Kitapların kapakları, isimleri, yazarlar, kapak arkası yazıları hatta bulundukları raflarla ilgili saniyenin milyonda birinde oluşan ön yargılarımız düşüncelerimizi şekillendirir ve ancak bu şekilde almamız gereken kararları vaktinde alabiliriz. Ve elbette hangi kitabın hangi yayınevinden çıktığı da şekillendirir kararlarımızı. Bu yazıda yayınevleri ile ilgili ön yargılarım var. Ön yargı kelimesinden korkanlar için kanaatlerim ya da düşüncelerim var da yazabilirim. Nasıl olsa aynı kapıya çıkar.

Önyargılarınızı sevin. Fazla güvenmeyin ama sevin. Zaman zaman hatalar yapsalar da… tanırım iyi çocuklardır.

***

Metis: Kapakları güzeldir Metis’in. Ama daha güzeli kapaktan sonra gelen renkli sayfadır. Gerçi şimdi bir sürü yayınevi bunu yapmaya başladı. David Harvey‘in kitapları onlardadır. Zaten alternatif sol ya da yeni sol diyebileceğim çevre hakkı, kent hakkı gibi kavramlar etrafında döner çağrışımlar. Bir de ağır edebiyat teorisi vardır. Saygıyla bakıp uzaklaşırız. Şu Yüzüklerin Efendisi koleksiyon sayısını makul bir fiyattan bana bıraksalar çok daha tutkulu överdim!

Cumhuriyet Kitap: Komplo teorilerine ya da donuk bir tarih anlayışına karnım tok. Ama ön yargılarım Cumhuriyet’in kumaşındaki bir şeyin hala ortak olduğunu fısıldar bana. Stéphane Hessel’in Indignez-vous!‘sunu (Öfkelenin!basmaları mesela… Bir gün yeniden yollarımız kesişir diye umutluyum. Küllerinden doğma zamanı gelmiş mi diye zaman zaman bakıyorum bastıklarına. ‘Yeni CHP’ onlara da dokunursa ortaya güzel şeyler çıkması muhtemeldir.

Timaş: Özellikle Kayıp Gül rezaletinden sonra hiç mi hiç güvenmediğim bir yayınevi. Kimsenin umrunda olmayan bir kitabın dünyayı sarstığını iddia eden bir yayınevine nasıl güvenebilirsiniz? Belli bir ‘camia’nın bir kere olsun şaşırtmayacak kadar içinde olmaları da eksi puan elbette. Timaş’tan almış bulunduğum Faust’un hem kapak hem baskı hem çeviri olarak vasat olması da kötü referans. Ama mutlaka bakarım neler bastıklarına. Kıymeti olmasa da toplumda etkisi vardır. En son İlber Ortaylı’nın İsmail Küçükkaya ile yaptığı söyleşiyi merak ettim. Ama Timaş’a para kazandırmak gelmedi içimden. Kayıp Gül‘den yeterince kazanmışlardır nasıl olsa. Korsan almak hiç mi hiç gelmedi. İlber Ortaylı ise zaten Hakan Erdem’in Türk tarihçiliğinin zayıflıklarını bir bir ortaya döktüğü Tarih-Lenk‘ini okuduğumdan beri dikkatle yaklaştığım bir isim. Kaldı öylece. Elbet kitabını bana ödünç verecek biri çıkar karşıma.

Ötüken Neşriyat: Eski göz ağrılarımdan Ötüken hep kaliteli kapaklarla ve ağırbaşlılıkla yayımlar kitaplarını. Çıkardıkları kitaplara göz gezdirmek kültür tüketicisinin boynunun borcudur. Kitapların bir satırına dahi katılmayabilirsiniz ama insan kızmaz, öfkelenmez. Amblemi de güzeldir. Aldığı pozisyonun hakkını verir Ötüken Neşriyat. Hani takım elbiseli ve efendi milliyetçi amcalar vardır. Siz sloganlarla konuşmaya başlamadıkça onlar da başlamaz. Tatlı tatlı anlatırlar. Bir sürü konuda uzlaşırsınız. Bu adam ne arıyor burada dersiniz. Ezberiniz bozulur. Ötüken Neşriyat o amcaların yayınevidir işte. Cengiz Dağcı da onlardadır. Bu yazıyı yazarken fark ettim ki Atsız’ın kitaplarını da basmaya başlamışlar. Ruh Adam‘ı onlardan almak lazım. Hatta Ruh Adam üzerine bir blog yazısı da fena olmaz. ‘Mutlak seveceksin beni/Bundan kaçamazsın.’

YKY: Yaşar Kemal’i basan yayınevi hiç kötü olur mu? Italo Calvino ve daha neler neler. Sonra Kitaplık ve Cogito. Ama yine de bir soğukluk ve mesafe var öteden beri YKY ile aramda. Kitaplar sanki takım elbise giymiş. ‘Corporate’ bir edayla bakıyorlar raflardan. Bir farklılık var. Bakkala gitmeye alışmışken markete girmek gibi…

YKY’ye soğukluğum yeni transferleri Orhan Pamuk’a layık gördükleri kapakları görünce antipatiye dönüştü. Orhan Pamuk yerine heykelini sunmuşlar. Benim Adım Kırmızı‘nın kapağında ‘yazarın sonsözü ve sanat-tarih kronolojisiyle’ yazıyor. Romana kaptırıp gitmek yerine sizinle roman arasına akademik ciddiyeti koyarak ruhu öldürüyorlar. YKY’den çıkan bir romanı okuduğunuzda ‘harikaydı!’ demiyorsunuz da ‘iyi kotarılmış bir metin. Kurgusu da anlatımı da düzgün.’ diyorsunuz.

YKY’nin bastığı iki ciltlik Don Kişot‘ta da benzer bir ruhu yok etme vardı. Okuma zevkine kendinizi kaptırdığınız anlarda zıpçıktı bir dipnot ‘kitabın şu baskısında bu kısım çıkartılıp şu baskısında geri eklenmiştir’ gibi bilgiler vererek dikkat dağıtıyordu. Orhan Pamuk eksiklerini tükenmeden önce İletişim baskılarından tamamlamak lazım. Bu arada Orhan Pamuk’a da MFÖ’den gelsin: ‘Orman değiliz artık. Milli parkız.’

İş Bankası Yayınları: Bana hep YKY’ye özenmişler de ‘bizim de olsun’ demişler gibi gelir. Modern klasiklere layık gördükleri o berbat mı berbat kapaklardan dolayı pek kızgınım bu yayınevine. Hayranı olduğum Düzlemler Ülkesi‘nin tükenmiş gözükmesi de ayrı bir sorun. Basarlarsa da o dandik kapakla mı basarlar acaba? O kapakları hangi tasarımcı tasarladı da hangi editörler hangi yöneticiler onaylayıp o güzelim kitapları hacamat etti? Yalnız nehir söyleşileri güzel duruyor.

Yordam Kitap: İyi insanlar güzel insanlar. En son ‘şuurlu’ masa oyunu Sınıf Mücadelesi‘ni satarak kalbimizde yer edindiler. Marksist Klasiklerin en iyi çevirileri onlardaymış gibi gözüküyor. Ellen Meiksins Wood da prestijli bir isim. Umarım ‘sürdürülebilir ekonomik büyümeyi’ sağlarlar. Twitter hesaplarını daha kurumsal (yani ‘corporate’) kullansalar sanki daha iyi olacak.

İmge: Siyasal Bilgiler, DPT, emekli valiler, emekli savcılar ve bankacılar, ODTÜ, bürokrasi, cezaevleri. Ankara kısaca. Güzeldir kitapları. Kapak tasarımından fazla bir şey beklemezsiniz ama içerik sağlamdır. Foucault basmanın gururu yeter zaten. İletişim Yayınları daha sağlam akademik çalışmalar basar belki ama bakmayın dost meclisinde söze dönüşecek kitaplar aslında İmge’dedir.

Doğan Kitap: Hafızamda Taha Akyol’un Ama Hangi Atatürk, Soner Yalçın’ın Efendi kitapları ile şekillenmiş Doğan Kitap. Hacimden yana kalın olup okurken hızlı geçilen kitaplar. Satın alıp kitaplıkta yer ayırmak değil de bir yerlerden bulup okumak da fayda var.

Ayrıntı: Yeraltı Serisi hariç kitap kapakları çok sıradan. Ağır konularda ikinci bir paragraf yapmadan sayfalar dolusu akan satırlar geliyor gözümün önüne. Uzaktan sevmek sevmelerin en güzeli.

Pegasus Yayınları: Çoğunlukla boş işler. Ateş İlyas Başsoy’un güzel kitabı ile Açlık Oyunları serisi onlardan çıkmış olsa da kurtarmıyor.

Altıkırkbeş: Bu adamlar neyin nesi kimin fesi bilmiyorum ama bir yerlerde (Kadıköyü’nde) ‘başkalarının basmadığı ama Türkçe’de olması gereken ne varsa bulup basalım. Başkalarının bastığı şeyleri de onların bastığından daha güzel basalım’ diyerek çalışıyorlar.

İletişim: Türkiye’nin tartışmasız en iyi ve en güzel yayınevi. Klasikler serisi ayrı, memleket kitapları ayrı, akademik çalışmaları ayrı güzeldir. Kitap kapakları zaman zaman değişir güzelleşir. Çevirmenler işini iyi yapar. İletişim’in bastığı bir sosyal bilimler çalışmasını belli bir kaliteyi tutturduğuna emin olarak okuyabilirsiniz.

Yazarları da birbirinden güzel ve yetenekli insanlardır. (Arada Murat Menteş gibi pek hazzetmediklerim de var.) Nobel ödül törenine dizgicileri ile birlikte gidecek kadar ince insanlardır bir de. Yakın bir zamana kadar bastıkları o güzel kapak tasarımlı Orhan Pamuk’lar bir yayınevinin böbürlenmesi için yeter de artardı ama onlar bunun yanına Gürsel Korat, İhsan Oktay Anar, Hasan Ali Toptaş, Sezgin Kaymaz, Atilla Atalay gibi birbirinden büyük isimleri koydular. Cemil Meriç ve Murat Belge de orada basılıyor. Hatice Meryem de orada. Ve Ercan Kesal. Zaten İletişim’den daha çok nereye yakışırdı ki Peri Gazozu.

Düşününce tek bir yayınevi bu kadar işin altından nasıl kalkıyor diye şaşırıyor insan. Bir de memleket kitaplarından Adana’ya Kar Yağmış‘ı çıkarırken beni bulsalardı, ‘Kerim böyle böyle bir kitap çıkarıyoruz, sen de Adanalılığıyla gurur duyan bir ailenin Karadeniz sahillerinde yetişmiş evladısın, bir diyeceğin var mı?’ deselerdi… Ama böyle de güzel. Kısacası benim için bir kitabın İletişim’den çıkması iyi bir şeydir.

***

Daha başka bir sürü güzel yayınevi var. Ben rastgele kitapların arasında kafamı sağa sola çevirip gördüklerim hakkında yazıverdim. Yoksa İthaki var mesela. Versus Kitap var. Hece var. Kitap var. Boğaziçi Üniversitesi Yayınları var. Şiir gibi isimleriyle Tarih Vakfı Yurt Yayınları var. Kırmızı Kedi de çok artistik kitaplar basıyor. İyisiyle kötüsüyle bu kadar çok yayınevinin olduğu bir ülkede nasıl oluyor da bu kadar az kitap okunuyor onu da anlamıyor insan. Kitaplar okunmuyorsa bu yayınevleri nasıl geçiniyor? Sorular sorunlar…

Yazmak istediğiniz bir şey var mı?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s